İsim Değiştirme Davası Dilekçe Örneği 2019

İsim değiştirme davası yahut isim değişikliği davası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 27.maddesine göre haklı sebeplerin varlığında açılabilir.

Ayrıca ifade edilmelidir ki, aynı sebebe dayanarak isim değiştirme davası bir kez açılabilir. Bu sebeple dava dilekçesi hazırlanırken dikkatli olunmalı, kanunda ifade edilen zorunlu unsurların dilekçede bulunmasına özen gösterilmelidir.

Bilinmelidir ki, her olay içinde kendine has özellikleri barındırdığından ayrı değerlendirilmelidir. Eğer isim değiştirme davası için dava dilekçesi hazırlanması, duruşmaların takibi, kararın kesinleştirilmesi, basın ilan kurumunda ilanı vb. işlemler konusunda tecrübeli değilseniz, bir kişinin toplum içinde kendisini tanımlamasında büyük bir önem sahip ömür boyu taşıyacağınız isminizle ilgili hukuki süreci riske atmak anlamına gelecektir. Bu kapsamda isim ekletme yahut isim değiştirme davası kapsamında profesyonel yardım alarak bir avukatla çalışılması hem zaman, hem para hem de hak kayıplarının önüne geçecektir.

İsim Değiştirme Davası Dilekçe Örneği 2018

…. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DAVACI                   : (davacının adı soyadı, t.c kimlik numarası, adresi)

DAVALI                   : (ilgili nüfus müdürlüğü)

KONU                       : (isim değiştirmeye ilişkin talep)

AÇIKLAMA                        :

1- (Neden isim değişikliği yapmak istiyorsunuz?)

2-(Haklı nedenler nelerdir ve emsal yargı kararlarına atıf yapılmalıdır)

3-(mevcut ismin hangi isim ile değiştirilmesi istendiği belirtilmelidir, çevrenizde hangi isimle tanınıyorsunuz?)

DELİLLER :Nüfus kayıtları ve sair yasal deliller.

HUKUKİ SEBEPLER :MK. md. 27 ve sair ilgili mevzuat.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda kısaca açıklanan nedenlerle, … İli, … İlçesi,… Mahallesi, … Cilt, … Aile Sıra No, … Sıra numarasında kayıtlı adımın ……. olarak düzeltilmesine ve nüfusa tesciline karar verilmesini, saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/…

Daha fazla oku

Eşin dedektiflerce takip ettirilmesi – Özel Hayatın Gizliliğini İhlal -Emsal Karar

12. Ceza Dairesi         2015/16560 E.  ,  2017/4579 K.
“İçtihat Metni”Mahkemesi :Asliye Ceza MahkemesiSuç : Özel hayatın gizliliğini ihlalHüküm : TCK’nın 134/1, 62/1, 50, 52. maddeleri gereğince mahkumiyet
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.Bu açıklamalar ışığında oluşa ve dosya kapsamına göre; hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanık …’nın, eşi olan katılanın kendisini aldattığını ispatlamak için özel dedektiflik hizmeti veren diğer sanık … ile anlaşarak, mağdur hakkında delil toplamasını istemesi üzerine, sanık …’nın katılanın … isimli bayanla kamuya açık bir kafede oturdukları sıradaki fotoğrafını çekmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğuna ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın atılı suçu işlemediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 31.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

Daha fazla oku

Sanığın ‘bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın’ şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu

18. Ceza Dairesi         2018/2010 E.  ,  2018/6002 K.
“İçtihat Metni”
Hakaret suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı kararın, sanık tarafından temyizi üzerine,Dairemizin 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı kararıyla;“Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığın Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/88 esas sayılı dosyasının 13.11.2013 tarihli celsesine müşteki sıfatıyla katıldığı, duruşma çıkışında bu dosyanın sanığı olan tanık … ile tartışma yaşadığı ve …’ın vekili olan katılanın tarafları ayırmaya çalıştığı sırada sanığın katılana hakaret etmesi şeklindeki eylemlerini, katılanın yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle gerçekleştirmediği gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 125/3-a madde ve fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,Kanuna aykırı, sanık …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.I- İtiraz Nedenleri:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/02/2018 gün ve 2014/333786 sayılı yazısıyla;“İtiraza konu uyuşmazlık maddi olayda sanık tarafından duruşma sonrasında katılan avukata yönelik işlenen hakaret suçunun, görevinden dolayı işlenip işlenmediğine yöneliktir.Hakaret suçu TCK’nın 125. maddesinde;“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.(2)Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.(3)Hakaret suçunun;a)Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,b)Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,c)Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.(4)Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.(5)Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; “Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” şeklinde açıklama yapılmıştır. TCK’nın “Soruşturma ve kovuşturma koşulu” başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında ise; “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, TCK’nın 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçuna ilişkin; 5237 sayılı TCK’ndaki düzenleme, 765 sayılı TCK’ndan farklı olup, 765 sayılı Kanun uygulamasında “memur” kavramına yer verilerek, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda memur kavramını da içerecek şekilde “kamu görevlisi” kavramına yer verilerek, yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. “Kamu görevlisi” kavramı 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesinde “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi … anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır.Görev sırasında ancak görevinden dolayı olmayan hakaretler ise, 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret olarak kabul edilerek, soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.“Görevinden dolayı” hakaretin kabulü için; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hâkim her somut olayda nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırarak, sonucuna göre, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu saptayacaktır. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilmektedir.Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda katılan …’in Ankara Barosu’na kayıtlı avukat olarak görev yaptığı, suç tarihinde Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/88 Esas sayılı dosyasında Sanık … vekili olarak duruşmaya katıldığı ve sonrasında sanık … hakkında beraat kararı verildiği ve gerçek suçlunun araştırılması için dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verildiği sırada, bu karara tepki duyan … beraat eden … ile tartışmaya başladığı ve bu durumu gören …’ın vekili olan katılan avukat … olaya müdahale ederek sanık …’ya yaptığını doğru olmadığını bildirdiği ve bunun üzerine sanık …’nın katılan avukat …’in üzerine yürüyerek “kavat”, bütün avukatlar sahtekardır, “sen de sahtekarsın” dediği ve sanığın görevinden dolayı katılan avukata hakaret bulunduğu tartışmasız kabul edilmelidir.Sanığın sarf ettiği “bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın” şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu, sanığın katılan …’in, …’ın vekili olduğunu bildiği, katılanın yerine getirdiği avukatlık hizmetini aşağılayan ve küçük düşürücü ve tahkir edici sözlerinin katılanın göreviyle ilgili olup sıfat ve hizmetinden dolayı gerçekleştirdiğini ve sanığın eyleminin TCK’nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla; Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak sanık …’ın katılan avukat …’e yönelik sarf ettiği sözlerin görevinden dolayı işlendiği ve sanığın eyleminin TCK’nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğunun kabulüyle, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı kararının onanması istemiyle anılan karara itiraz edilmiştirSonuç Ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,1- İtirazımızın KABULÜNE,2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı sanığın mahkumiyetine ilişkin kararının ONANMASINA,4- Itirazımız yerinde görülmediği takdirde dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi” talep olunmuştur.II- Karar:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,Dairemizce, sanık hakkında hakaret suçundan verilen 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı bozma KARARININ KALDIRILMASINA,Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı mahkumiyet hükmünü içeren dosya yeniden görüşüldü:Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,Anlaşıldığından, sanık …’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 24/04/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.   

Daha fazla oku

12 Bankadan Alacağınız Var!

12-banka21 Ağustos 2007 ve 22 Eylül 2011 arasında, 12 bankadan herhangi birisinden mevduat, kredi ve kredi kartı hizmeti alan vatandaşın, 3 kat tazminat davası açma hakkı bulunuyor.

Rekabet Kurulu tarafından 12 bankanın kartel oluşturduğuna yönelik verilen karar, Danıştay tarafından da hukuka uygun bulundu.

Tüketici Hukuku Enstitüsü Başkanı Hakan Tokbaş, Rekabet Kurulu tarafından 12 bankanın kartel oluşturduğuna yönelik verilen kararın, Danıştay tarafından da hukuka uygun bulunduğunu ifade ederek, “Banka müşterisinin, 21 Ağustos 2007 ve 22 Eylül 2011 arasında, 12 bankadan herhangi birisinden mevduat, kredi ve kredi kartı hizmeti almışsa, suni şekilde oluşturulan kartel faizi oranında zararı için 3 kat tazminat davası açma hakkı bulunuyor” dedi.

BÜYÜK CEZALAR KESİLDİ

Tokbaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Rekabet Kurulunun, 8 Mart 2013’te 12 bankanın mevduat, kredi ve kredi kartı konularında birlikte fiyat tespit etmek amacıyla kartel oluşturduğunu belirlediğini ifade ederek, bu tespit sonucunda Kurulun, 12 bankaya toplam 1 milyar 116 milyon 957 bin 468 lira idari para cezası kestiğini anımsattı.

Ankara 2. İdare Mahkemesinin, 2015 yılının başlarında Kurul kararını hukuka uygun bularak, bankalarca açılan iptal davalarını reddettiğini aktaran Tokbaş, “Daha sonra Danıştay 13. Dairesine, İdare Mahkemesinin kararının bozulması ve Kurul kararının hukuka aykırı olduğuna karar verilmesi için temyiz başvuruları yapıldı. Kurul kararı hukuka uygun bulunarak, Ankara 2. İdare Mahkemesinin verdiği karar Danıştay tarafından onanmış oldu. Bu karar, Rekabet Kuruluna tebliğ edildi.” diye konuştu.

Danıştay tarafından hukuka uygun olarak verildiği belirtilen Rekabet Kurulunun “kartel” kararının banka müşterileri lehine olduğunu vurgulayan Tokbaş, şöyle konuştu:

“Rekabet Kurulu, bu 12 bankanın 21 Ağustos 2007 ve 22 Eylül 2011 tarihleri arasında kartel (uyumlu eylem/uzlaşma) oluşturduğunu tespit etmiştir. 12 bankanın kartel oluşturarak faiz oranlarını birlikte belirlemesi nedeniyle serbest piyasa koşulları bozulmuş, faiz oranları artmıştır. Bu yüzden de o dönemde çekilen krediler ve kredi kartlarına olağandan yüksek faiz, mevduatlara ise olağandan düşük faiz uygulanmıştır. 12 banka haksız kazanç elde ederken, banka müşterileri olan tüketiciler, tacirler ve kamu kurumları mağdur edilmiştir.”

BANKALARA TAZMİNAT DAVASI AÇMA HAKKI

Tüketiciler, tacirler ve kamu kurumlarının bu bankalara karşı tazminat davası açma hakkı doğduğuna dikkati çeken Tokbaş, “Banka müşterisi, 21 Ağustos 2007 ve 22 Eylül 2011 arasında, 12 bankadan herhangi birisinden mevduat, kredi ve kredi kartı hizmeti almışsa, suni şekilde oluşturulan kartel faizi oranında zararı için 3 kat tazminat davası açma hakkı bulunuyor.” şeklinde konuştu.

Tokbaş, 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 57. maddesinde, “Her kim bu kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa, bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur” ifadesi yer aldığını belirterek, 58. maddesinde ise “Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilir. Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların üç katı oranında tazminata hükmedebilir.” denildiğini kaydetti.

Türkiye Bankalar Birliği verilerine göre, 2007-2011 yıllarında, 1 milyon 681 bin 795 kişinin konut, 934 bin 538 vatandaşın taşıt, 30 milyon 400 bin 254 kişinin ihtiyaç kredisi kullandığına işaret eden Tokbaş, bu duruma göre mağdur sayısının 33 milyonun üzerinde olduğunu söyledi. Bu kişilerin yüzde 5’inin bile dava açması durumunda bankaların önümüzdeki süreçte sadece bu konuda 1,5 milyon davayla uğraşacağını dile getiren Tokbaş, açılacak davalarda, 12 bankanın tamamının davalı olarak gösterilmesini önerdi.

TAZMİNAT ALINMASI DURUMUNA ÖRNEK

Rekabet Kuruluna göre, konut kredilerinin faizlerinde suni olarak 15 baz puanlık (0,15) bir faiz artırımı yaşandığını anlatan Tokbaş, şunları söyledi:

“200 bin lira 120 ay vadeli konut kredisi çekildiğini varsayalım. 15 baz puan ‘kartel faizi’ kadar zarar hesabı yapılırsa, yüzde 1,0 faizle (serbest piyasa için kabul ettiğimiz faiz oranı) çekilirse 344 bin 330 lira eder. Yüzde 1,15 faizle (kartelden dolayı suni olarak belirlenen faiz oranı) çekilirse 369 bin 759 lira eder. Aradaki fazladan alınan faizin 200 bin liralık 120 ay vadeli konut kredisine krediye yansıyan tutarı, 25 bin 429 lira ediyor. İşte bu kartel faizinin oluşturduğu fark tutarının 3 katı oranında tazminat verileceği hesaplandığında, 200 bin lira kredi çeken bir vatandaşın 76 bin 287 lira tazminat kazanabileceğini ifade edebiliriz.”

Taşıt kredisinde ise kartel faizinin ortalama 0,12 olduğunu vurgulayan Tokbaş, yaklaşık 80 bin liralık, 48 ay vadeli kredide kazanılacak miktarın 10 bin lira civarında olabileceğini ifade etti.

Bu konuda “çözüm kurulu” oluşturulmasını öneren Tokbaş, taleplerin, yargı yoluna gitmeden çözülmesi gerektiğini söyledi.

AA

Daha fazla oku

KAVAK Yönetimi, Özgül Hukuk Ofisine Ziyarette Bulundu

kavak-2

 

KAVAK (Kadirli Eğitim ve Kültür Vakfı) Yönetimi ve KAVAK Kadınlar Kulübü, Avukat Handan Özgül ‘ün yeni açtığı Özgül Hukuk & Danışmanlık Ofisi’ne hayırlı olsun ziyaretinde bulundu.  

KAVAK Kadınlar Kulübü Yönetimine nazik ziyaretlerinden dolayı çok teşekkür eder, çalışmalarında başarılar diliyoruz.

Daha fazla oku

30 Yıldan Fazla Çalışan Memur Emeklilerine İkramiye Yolu Açıldı

emekli-30-yil2015 yılı öncesinde emekli olan ve 30 yıldan fazla çalışan memurlara 30 yıl üzeri çalışmaları için emekli ikramiyesi alma yolu açıldı. Mahkemeye başvuran memur emeklileri 30 bin liraya varan miktarlarda emekli ikramiyesi alabilecek.

30 YIL SINIRI İPTAL

Anayasa Mahkemesi 07 Ocak 2015 tarihinde memurların emekli olurken aldıkları emekli ikramiyesinde 30 yıllık sınırı iptal etti. 2015 yılı öncesi emekli olan binlerce memur SGK’ya başvurarak 30 yıl üzeri çalışmaları için ikramiyelerini talep etti. Ancak SGK Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye doğru işlemeyeceği gerekçesi ile talepleri geri çevirdi. Sadece karar tarihinden sonra emekli olan memurların bu haktan yararlanabileceğini açıkladı. Konu mahkemeye taşındı.

Talebi reddedilen emeklilerin, Ankara İdare Mahkemelerine dava açtığını söyleyen Avukat Handan Özgül, “Mahkeme, 30 hizmet yılından fazla geçen hizmet süresine göre hesaplanacak emekli ikramiyesinin yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği kararını verdi. Emekli ikramiyesi farkının ödenmesine karar veren Ankara 10. ve 11. İdare Mahkemelerinin kararları emsal niteliğindedir” dedi.

DAVA AÇAN ALABİLECEK

Avukat Özgül ikramiyenin nasıl alınabileceğini şöyle açıkladı: “Mahkemeye başvuran kişilerin emekli ikramiyesi farkı olarak 15-30 bin TL arasında değişen hakları ödenecek, başvurmayanların hakları ödenmeyecektir.”

SADECE ANKARA’DA AÇILABİLECEK

Avukat Handan Özgül davaların sadece Ankara’da açılabileceğine dikkat çekti. Şu anda açılmış ve devam eden çok sayıda dava bulunduğunu aktardı. 30 yıldan fazla çalışması bulunan ve 2015 yılı öncesi emekli olan memurları bu fırsatı değerlendirmeleri konusunda uyardı.

Daha fazla oku

Yargıtay Kararı: Hükmün açıklanmasının geri bırakılması – yok etmek ya da gizlemek – hapis cezasinin infazi – özel belgeyi yok etme – özel belgeyi bozmak – hak yoksunlukları – parada sahtecilik – düzenleme yeri – kambiyo senedi – velayet hakkı – ödeme yeri – hak sahibi

Özet:

5327 sayılı TCK.nun 205 ve 208. maddelerindeki “resmi veya özel belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçlarının oluşabilmesi için suça konu bir belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilerek ondan fayda- lanma olanağının engellenmesi suretiyle bozulması veya belgenin maddi varlığına son verilerek hak sahibinin ondan yararlanmasının engellenmesi gerekmektedir. Nitekim, belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Gerçek belgenin aslı ortadan kaldırılarak veya bozularak sonuç elde edildiğinde suç da tamamlanmış olur. Somut olayda ise, düzenleme yeri ve tarihi yazılmamış olduğundan kambiyo senedi sayılmayıp özel belge niteliğinde olan bononun büyük bir kısmının yırtılmadığı, yırtılan parçaları ele geçirilip yapıştırılması nedeniyle hukuki geçerlilik taşıdığı, bu haliyle özel belgeyi yok etme suçunun tamamlanmayıp teşebbüs aşamasında kaldığına ilişkin mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir….

1- Suç tarihinde taraflar arasında suça konu senedin karşılığı olarak 3000 liraya denk olmak üzere 1800 dolar ödenmesine ilişkin anlaşmaya varıldığı, buna bağlı olarak mahkeme huzurunda 21.10.2010 günlü celsede sanığın 3000 lira ödemeyi teklif ettiği, ancak katılanın faiz ve masraftan bahisle zararının daha fazla olduğu ileri sürülerek kabul etmemesi, CMK.nun 231. maddesinde salt zararın gözetilmiş bulunması karşısında, mahkemece ödeme yeri belirlenerek ödemenin sağlanıp sanık hakkında her iki suç yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanıp uygu- lanmayacağına dair değerlendirme yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması, …

2- Kabule göre de; parada sahtecilik suçunda hükmedilen uzun süreli ha- pis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK.nun 53/1-a, b, d, e madde ve fıkralarında yazılan hak yoksunlukları ile birlikte TCK.nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kendi altsoyu dışında kalan şahıslarla ilgili 1. fıkranın (c) bendinde yazılı velayet hakkı ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,..

 

 

T.C.
Yargıtay
8. Ceza Dairesi

Esas No:2014/12189
Karar No:2014/13170

Tebliğname No : 8 – 2014/116603
MAHKEMESİ : Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi
TARİHİ : 13/04/2011
NUMARASI : 2009/296 (E) ve 2011/98 (K)
Suç : Parada sahtecilik ve resmi veya özel belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek

Gereği görüşülüp düşünüldü:

5327 sayılı TCK.nun 205 ve 208. maddelerindeki “resmi veya özel belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçlarının oluşabilmesi için suça konu bir belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilerek ondan fayda- lanma olanağının engellenmesi suretiyle bozulması veya belgenin maddi varlığına son verilerek hak sahibinin ondan yararlanmasının engellenmesi gerekmektedir. Nitekim, belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Gerçek belgenin aslı ortadan kaldırılarak veya bozularak sonuç elde edildiğinde suç da tamamlanmış olur. Somut olayda ise, düzenleme yeri ve tarihi yazılmamış olduğundan kambiyo senedi sayılmayıp özel belge niteliğinde olan bononun büyük bir kısmının yırtılmadığı, yırtılan parçaları ele geçirilip yapıştırılması nedeniyle hukuki geçerlilik taşıdığı, bu haliyle özel belgeyi yok etme suçunun tamamlanmayıp teşebbüs aşamasında kaldığına ilişkin mahkemenin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanık müdafii ile katılanın temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine, ancak:

1- Suç tarihinde taraflar arasında suça konu senedin karşılığı olarak 3000 liraya denk olmak üzere 1800 dolar ödenmesine ilişkin anlaşmaya varıldığı, buna bağlı olarak mahkeme huzurunda 21.10.2010 günlü celsede sanığın 3000 lira ödemeyi teklif ettiği, ancak katılanın faiz ve masraftan bahisle zararının daha fazla olduğu ileri sürülerek kabul etmemesi, CMK.nun 231. maddesinde salt zararın gözetilmiş bulunması karşısında, mahkemece ödeme yeri belirlenerek ödemenin sağlanıp sanık hakkında her iki suç yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanıp uygu- lanmayacağına dair değerlendirme yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabule göre de; parada sahtecilik suçunda hükmedilen uzun süreli ha- pis cezası ertelenen sanık hakkında, TCK.nun 53/1-a, b, d, e madde ve fıkralarında yazılan hak yoksunlukları ile birlikte TCK.nun 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, kendi altsoyu dışında kalan şahıslarla ilgili 1. fıkranın (c) bendinde yazılı Velayet hakkı ile vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafii ile katılanın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZULMASINA), 28.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla oku

Danıştay Kararı: İdari dava açma süresi, eylemin idariliği

T.C.
Danıştay
15. Daire

Esas No:2016/3471
Karar No:2016/3026

İstemin Özeti : Eskişehir 2. İdare Mahkemesinin 22/12/2015 tarih ve E:2015/440; K:2015/1365 sayılı kararının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
Savunmanın
Danıştay Tetkik Hakimi : Murat Şaşı
Düşüncesi : Temyiz istemine konu İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Onbeşinci Dairesince dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:
Dava, davacının, tedavi için gittiği Eskişehir Devlet Hastanesinde 18/04/2011 tarihinde yapılan enjeksiyon sonucu sakat kaldığından bahisle 1.000,00 TL maddi, 74.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 75.000,00 TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının, rahatsızlığı nedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesine gittiği burada yapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma No:2011/201419 sayılı dosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 02/08/2013 tarihli raporu dikkate alınarak “kovuşturmaya yer olmadığına” kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013 tarihli Değişik İş NO:2013/1398 sayılı kararı ile reddedildiği ve kararın 03/03/2014 tarihinde ilgiliye tebliğ edildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 gün içerisinde idareye başvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra 15/12/2014 tarihinde başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi geçtikten sonra yapılan başvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Davacı tarafından, açılan davanın süresinde olduğu ileri sürülerek Mahkeme kararının bozulması istenilmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri zorunlu kılınmış, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilecekleri hükme bağlanmıştır.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir hareketi, bir olayı, bir tutumu; idari karar ve işlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya işlem olmayan salt maddi tasarrufları anlatır. Yasayla öngörülen tam yargı davaları idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargı davasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onları kullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasını önleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen ceza davalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru sonucu mu zararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Olayda ise, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareye başvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Eskişehir 2. İdare Mahkemesinin 22/12/2015 tarih ve E:2015/440; K:2015/1365 sayılı kararının, BOZULMASINA, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın adı geçen mahkemeye gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Daha fazla oku

AYM’den Unutulma Hakkı Kararı

aym1Anayasa Mahkemesi dünyada son yıllarda ortaya çıkan ‘Unutulma hakkı’ ile emsal niteliğinde bir karar verdi. Yüksek Mahkeme, 14 yıl önce hakkında yapılan ‘uyuşturucu’ haberlerini internetten kaldırmak için yapılan başvuruyu haklı buldu. Karar emsal olacak

Bir internet sitesinde, N.B.B. hakkında uyuşturucu kullandığı gerekçesiyle adli para cezası aldığına ilişkin olarak 1998 yılında iki, 1999 yılında bir olmak üzere toplam üç haber yayımlandı. İnternet arşivinde yer alan haberlerin kaldırılması için ihtarname gönderen N.B.B. haberlerin şeref ve haysiyetini zedelediğini, özel hayatına ilişkin mahremiyetini ortadan kaldırdığı, topluma mal olmuş ünlü bir kişi olmamasına rağmen başta aile yaşamı olmak üzere iş ve sosyal hayatının olumsuz etkilediğini ileri sürdü. Olumsuz cevap alan N.B.B. bu kez İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’ne avukatı Volkan Akalp aracılığıyla başvurdu. Mahkeme haberlerin N.B.B’nin kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığını belirterek yayınların kaldırılmasına gerek olmadığına karar verdi.

DEVLET ÖNLEMEKLE YÜKÜMLÜ

Bunun üzerine N.B.B., Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak, internetten kaldırılması istenen haberlerin çok uzun süredir yayınlandığı ve internet sitesindeki haber arşivi üzerinden kolayca ulaşılabildiğini, bu şekilde şeref ve itibarını koruma bakımından müdahalenin çok uzun süredir devam ettiğini belirtti. Başvuruyu kabul eden Anayasa Mahkemesi, “Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür” dedi.

Anayasa Mahkemesi, N.B.B. hakkında internet ortamındaki arşivde muhafaza edilen ve kolaylıkla ulaşılabilir kılınan haberlerin uyuşturucu kullanırken yakalanması ve daha sonrasında yargılanması hakkında gerçeğe aykırı olmayan haberler olduğunu belirtti. Yükskek Mahkeme, internet ortamının sağladığı kolaylıklar gözetildiğinde başvurucunun şeref ve itibarının korunması için anılan habere erişimin engellenmesinin gerektiğini vurguladı.

Emsal karara göre; işlediği uyuşturucu kullanımı, trafik kazası, dolandırıcılık, darp, basit yaralama gibi suçlardan birey cezasını çektikten sonra sabıka kaydını suç unsurlarına göre geçerli sürede sildirecek. Daha sonra ilgili mahkemeye emsal kararla başvurarak, internet ortamında geçmişte yaptığı suçlarla ilgili haberleri ortadan kaldırılması için dava açarak mahkeme kararıyla internette çıkan haberleri kaldırabilecek.

GEREKÇE: KOLAYLIKLA ULAŞILIR HALE GELDİ…

Mahkemesi emsal olan kararında ‘unutulma hakkı için’ kararında şunlara değindi: “Günümüzde basit bir internet araştırması, bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlamak ve/veya hatırlanılmasını istemedikleri hatalarını kolayca ortaya koymaktadır. Bu bağlamda internet ortamı, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hâle getirmiştir. Bu durum internetin yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak kişilerin karşısına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. İnternetin yaygın kullanımı ile ortaya çıkan bu durum basının interneti etkin olarak kullanmasıyla beraber ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengeyi ilkinin lehine bozmuştur.”

YALAN HABERE KARŞI CEPHE

Sosyal medya siteleri Facebook ve Twitter, sahte haber ve enformasyon kalitesini artırmak için dijital bir platform oluşturuyor. 30’un üzerinde medya ve teknoloji şirketiyle anlaşan sosyal medya devleri, söz konusu platform sayesinde yalan haberin önüne geçmeyi amaçlıyor. Ekim ayı sonunda kurulması beklenen platformun bünyesinde New York Times, CNN, Washington Post, AFP ve The Telegraph gibi dünyanın önde gelen haber kuruluşları da bulunuyor.

UNUTULMA HAKKI NEDİR?

2012 yılının başlarında Avrupa Komisyonun adalet ve vatandaşlıktan sorumlu üyesi Viviane Reding’in açıklamalarıyla ilk kez gündeme gelmesiyle, 2014 yılında Avrupa Adalet Divanı tarafından verilen kararla ortaya çıkan Unutulma Kararı; bir bireyin geçmişte işlemiş olduğu suçun sonucu olarak sürekli ve periyodik olarak damgalanmış bir şekilde hayatının devamını geçirmek istememe özgürlüğünden çıkması demektir. Unutulma hakkı, dijital hafızada yer alan bireye ait fotoğraf, kimlik bilgisi, adres ve diğer kişisel içeriğin, yine bireyin kendi talebi üzerine bir daha geri getirilemeyecek biçimde ortadan kaldırılması biçiminde tanımlanmaktadır. Bu yasanın Türk hukuk sistemindeki karşılığı ise kişinin özel hayatının korunması anayasanın ilgili maddeleri kapsamında uygulanmasıdır.

‘DAMGALI YAŞAMDAN KURTARACAK KARAR’

N.B.B.’nin avukatı Volkan Akalp, kararın Anayasa Mahkemesi’nin ‘unutulma hakkı’ ile ilgili emsal nitelik taşıyan ilk kararı olduğunu belirtti. Unutulma hakkının esasında internetin hayatımıza girmesiyle ortaya çıktığını belirten Akalp, “Son 3-4 senedir dünya gündeminde olan yeni bir haktır. Ünlü ya dasiyasetçi olmayan, uzun yıllar önce toplumu çokta ilgilendirmeyen ancak internette de haberi yayınlanan kişileri yakından ilgilendirmektedir. Unutulma hakkı, bu uzun süre içerisinde sabıka kaydı da silinen ve hayata yeni bir başlangıç yapmak isteyen kişilerin internet yapılacak basit bir araştırmayla bu habere ulaşılabilmesini ve adeta damgalı bir yaşam sürdürmesini ortadan kaldıran ve yaşamına vurulmuş olan damganın tamamıyla silinmesi sağlayabilecek bir haktır” dedi.

SİCİL KAYDINI SİLDİRMEK

Dolandırıcılık, uyuşturucu kullanmak, darp, trafik kazasında kişinin ölümüne neden olmak, basit ve nitelikli zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, sahtecilik gibi suçlardan kişi cezasını tamamladıktan itibaren 5 ile 15 yıl arasında adli sicil kaydını başvurarak sildirebiliyor.

Daha fazla oku

AYM’den ‘yüksek sesli ezan’ kararı!

Evinin çevresindeki cami ve mescitlerden sabah saatlerinde yüksek sesli ezan okunmasından rahatsız olan kişi, bundan kaynaklanan manevi zararının giderilmesi için idareye başvurdu. Başvurusu reddedilen kişi, bu işlemin iptali istemiyle açtığı davaların da reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvuruyu kabul edilemez buldu. Yüksek Mahkemenin gerekçesi daha sonra yazılacak.

Daha fazla oku