İsim Değiştirme Davası Dilekçe Örneği 2019

İsim değiştirme davası yahut isim değişikliği davası 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 27.maddesine göre haklı sebeplerin varlığında açılabilir.

Ayrıca ifade edilmelidir ki, aynı sebebe dayanarak isim değiştirme davası bir kez açılabilir. Bu sebeple dava dilekçesi hazırlanırken dikkatli olunmalı, kanunda ifade edilen zorunlu unsurların dilekçede bulunmasına özen gösterilmelidir.

Bilinmelidir ki, her olay içinde kendine has özellikleri barındırdığından ayrı değerlendirilmelidir. Eğer isim değiştirme davası için dava dilekçesi hazırlanması, duruşmaların takibi, kararın kesinleştirilmesi, basın ilan kurumunda ilanı vb. işlemler konusunda tecrübeli değilseniz, bir kişinin toplum içinde kendisini tanımlamasında büyük bir önem sahip ömür boyu taşıyacağınız isminizle ilgili hukuki süreci riske atmak anlamına gelecektir. Bu kapsamda isim ekletme yahut isim değiştirme davası kapsamında profesyonel yardım alarak bir avukatla çalışılması hem zaman, hem para hem de hak kayıplarının önüne geçecektir.

İsim Değiştirme Davası Dilekçe Örneği 2018

…. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE

DAVACI                   : (davacının adı soyadı, t.c kimlik numarası, adresi)

DAVALI                   : (ilgili nüfus müdürlüğü)

KONU                       : (isim değiştirmeye ilişkin talep)

AÇIKLAMA                        :

1- (Neden isim değişikliği yapmak istiyorsunuz?)

2-(Haklı nedenler nelerdir ve emsal yargı kararlarına atıf yapılmalıdır)

3-(mevcut ismin hangi isim ile değiştirilmesi istendiği belirtilmelidir, çevrenizde hangi isimle tanınıyorsunuz?)

DELİLLER :Nüfus kayıtları ve sair yasal deliller.

HUKUKİ SEBEPLER :MK. md. 27 ve sair ilgili mevzuat.

SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda kısaca açıklanan nedenlerle, … İli, … İlçesi,… Mahallesi, … Cilt, … Aile Sıra No, … Sıra numarasında kayıtlı adımın ……. olarak düzeltilmesine ve nüfusa tesciline karar verilmesini, saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/…

Daha fazla oku

Eşin dedektiflerce takip ettirilmesi – Özel Hayatın Gizliliğini İhlal -Emsal Karar

12. Ceza Dairesi         2015/16560 E.  ,  2017/4579 K.
“İçtihat Metni”Mahkemesi :Asliye Ceza MahkemesiSuç : Özel hayatın gizliliğini ihlalHüküm : TCK’nın 134/1, 62/1, 50, 52. maddeleri gereğince mahkumiyet
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:Özel hayat; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, sosyal ilişkileri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.Bu açıklamalar ışığında oluşa ve dosya kapsamına göre; hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen sanık …’nın, eşi olan katılanın kendisini aldattığını ispatlamak için özel dedektiflik hizmeti veren diğer sanık … ile anlaşarak, mağdur hakkında delil toplamasını istemesi üzerine, sanık …’nın katılanın … isimli bayanla kamuya açık bir kafede oturdukları sıradaki fotoğrafını çekmesi şeklinde gerçekleşen eyleminin özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğuna ilişkin yerel mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin sanığın atılı suçu işlemediğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 31.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

Daha fazla oku

Sanığın ‘bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın’ şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu

18. Ceza Dairesi         2018/2010 E.  ,  2018/6002 K.
“İçtihat Metni”
Hakaret suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı kararın, sanık tarafından temyizi üzerine,Dairemizin 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı kararıyla;“Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığın Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/88 esas sayılı dosyasının 13.11.2013 tarihli celsesine müşteki sıfatıyla katıldığı, duruşma çıkışında bu dosyanın sanığı olan tanık … ile tartışma yaşadığı ve …’ın vekili olan katılanın tarafları ayırmaya çalıştığı sırada sanığın katılana hakaret etmesi şeklindeki eylemlerini, katılanın yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle gerçekleştirmediği gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 125/3-a madde ve fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,Kanuna aykırı, sanık …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.I- İtiraz Nedenleri:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/02/2018 gün ve 2014/333786 sayılı yazısıyla;“İtiraza konu uyuşmazlık maddi olayda sanık tarafından duruşma sonrasında katılan avukata yönelik işlenen hakaret suçunun, görevinden dolayı işlenip işlenmediğine yöneliktir.Hakaret suçu TCK’nın 125. maddesinde;“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.(2)Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.(3)Hakaret suçunun;a)Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,b)Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,c)Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.(4)Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.(5)Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; “Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” şeklinde açıklama yapılmıştır. TCK’nın “Soruşturma ve kovuşturma koşulu” başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında ise; “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, TCK’nın 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçuna ilişkin; 5237 sayılı TCK’ndaki düzenleme, 765 sayılı TCK’ndan farklı olup, 765 sayılı Kanun uygulamasında “memur” kavramına yer verilerek, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda memur kavramını da içerecek şekilde “kamu görevlisi” kavramına yer verilerek, yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. “Kamu görevlisi” kavramı 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesinde “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi … anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır.Görev sırasında ancak görevinden dolayı olmayan hakaretler ise, 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret olarak kabul edilerek, soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.“Görevinden dolayı” hakaretin kabulü için; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hâkim her somut olayda nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırarak, sonucuna göre, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu saptayacaktır. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilmektedir.Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda katılan …’in Ankara Barosu’na kayıtlı avukat olarak görev yaptığı, suç tarihinde Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/88 Esas sayılı dosyasında Sanık … vekili olarak duruşmaya katıldığı ve sonrasında sanık … hakkında beraat kararı verildiği ve gerçek suçlunun araştırılması için dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verildiği sırada, bu karara tepki duyan … beraat eden … ile tartışmaya başladığı ve bu durumu gören …’ın vekili olan katılan avukat … olaya müdahale ederek sanık …’ya yaptığını doğru olmadığını bildirdiği ve bunun üzerine sanık …’nın katılan avukat …’in üzerine yürüyerek “kavat”, bütün avukatlar sahtekardır, “sen de sahtekarsın” dediği ve sanığın görevinden dolayı katılan avukata hakaret bulunduğu tartışmasız kabul edilmelidir.Sanığın sarf ettiği “bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın” şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu, sanığın katılan …’in, …’ın vekili olduğunu bildiği, katılanın yerine getirdiği avukatlık hizmetini aşağılayan ve küçük düşürücü ve tahkir edici sözlerinin katılanın göreviyle ilgili olup sıfat ve hizmetinden dolayı gerçekleştirdiğini ve sanığın eyleminin TCK’nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla; Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak sanık …’ın katılan avukat …’e yönelik sarf ettiği sözlerin görevinden dolayı işlendiği ve sanığın eyleminin TCK’nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğunun kabulüyle, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı kararının onanması istemiyle anılan karara itiraz edilmiştirSonuç Ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,1- İtirazımızın KABULÜNE,2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı sanığın mahkumiyetine ilişkin kararının ONANMASINA,4- Itirazımız yerinde görülmediği takdirde dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi” talep olunmuştur.II- Karar:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,Dairemizce, sanık hakkında hakaret suçundan verilen 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı bozma KARARININ KALDIRILMASINA,Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı mahkumiyet hükmünü içeren dosya yeniden görüşüldü:Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,Anlaşıldığından, sanık …’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 24/04/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.   

Daha fazla oku