Sanığın ‘bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın’ şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu

18. Ceza Dairesi         2018/2010 E.  ,  2018/6002 K.
“İçtihat Metni”
Hakaret suçundan sanık hakkında yapılan yargılama sonunda, sanığın mahkumiyetine dair Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı kararın, sanık tarafından temyizi üzerine,Dairemizin 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı kararıyla;“Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığın Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2013/88 esas sayılı dosyasının 13.11.2013 tarihli celsesine müşteki sıfatıyla katıldığı, duruşma çıkışında bu dosyanın sanığı olan tanık … ile tartışma yaşadığı ve …’ın vekili olan katılanın tarafları ayırmaya çalıştığı sırada sanığın katılana hakaret etmesi şeklindeki eylemlerini, katılanın yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle gerçekleştirmediği gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nın 125/3-a madde ve fıkrasının uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,Kanuna aykırı, sanık …’nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, oy birliğiyle karar verilmiştir.I- İtiraz Nedenleri:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/02/2018 gün ve 2014/333786 sayılı yazısıyla;“İtiraza konu uyuşmazlık maddi olayda sanık tarafından duruşma sonrasında katılan avukata yönelik işlenen hakaret suçunun, görevinden dolayı işlenip işlenmediğine yöneliktir.Hakaret suçu TCK’nın 125. maddesinde;“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.(2)Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.(3)Hakaret suçunun;a)Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,b)Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,c)Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.(4)Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.(5)Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir.Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de; “Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır” şeklinde açıklama yapılmıştır. TCK’nın “Soruşturma ve kovuşturma koşulu” başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında ise; “Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hariç; hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması, mağdurun şikâyetine bağlıdır” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, TCK’nın 131/1. maddesinde kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret dışında kalan hakaret suçlarının şikâyete tâbi olduğu açıkça ifade edilmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçuna ilişkin; 5237 sayılı TCK’ndaki düzenleme, 765 sayılı TCK’ndan farklı olup, 765 sayılı Kanun uygulamasında “memur” kavramına yer verilerek, memura görev sırasında herhangi bir nedenle hakaret edilmesi hali dahi nitelikli hal olarak düzenlenmiş iken, 5237 sayılı Kanunda memur kavramını da içerecek şekilde “kamu görevlisi” kavramına yer verilerek, yalnızca kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret edilmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. “Kamu görevlisi” kavramı 5237 sayılı TCK’nın 6/1-c maddesinde “Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi … anlaşılır” şeklinde tanımlanmıştır.Görev sırasında ancak görevinden dolayı olmayan hakaretler ise, 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen basit hakaret olarak kabul edilerek, soruşturulması ve kovuşturulması da mağdurun şikâyetine bağlı tutulmuştur.“Görevinden dolayı” hakaretin kabulü için; yapılan kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Hâkim her somut olayda nedensellik bağının bulunup bulunmadığını araştırarak, sonucuna göre, eylemin, suçun basit haline mi yoksa nitelikli haline mi uyduğunu saptayacaktır. Bu saptama yapılırken, hakaret eylemlerine muhatap olan kamu görevlisinin faile karşı doğrudan veya dolaylı görev yapması koşulu aranmayacaktır. Zira, hakaret doğrudan görevle ilgili olabileceği gibi, görevin yerine getiriliş yöntemi ya da sonuçları ile ilgili de olabilmektedir.Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda katılan …’in Ankara Barosu’na kayıtlı avukat olarak görev yaptığı, suç tarihinde Ankara 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/88 Esas sayılı dosyasında Sanık … vekili olarak duruşmaya katıldığı ve sonrasında sanık … hakkında beraat kararı verildiği ve gerçek suçlunun araştırılması için dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmesine karar verildiği sırada, bu karara tepki duyan … beraat eden … ile tartışmaya başladığı ve bu durumu gören …’ın vekili olan katılan avukat … olaya müdahale ederek sanık …’ya yaptığını doğru olmadığını bildirdiği ve bunun üzerine sanık …’nın katılan avukat …’in üzerine yürüyerek “kavat”, bütün avukatlar sahtekardır, “sen de sahtekarsın” dediği ve sanığın görevinden dolayı katılan avukata hakaret bulunduğu tartışmasız kabul edilmelidir.Sanığın sarf ettiği “bütün avukatlar sahtekardır, sende sahtekarsın” şeklindeki sözlerinde avukatın kamu görevi ile hakaret eylemi arasında nedensellik bağının bulunduğu, sanığın katılan …’in, …’ın vekili olduğunu bildiği, katılanın yerine getirdiği avukatlık hizmetini aşağılayan ve küçük düşürücü ve tahkir edici sözlerinin katılanın göreviyle ilgili olup sıfat ve hizmetinden dolayı gerçekleştirdiğini ve sanığın eyleminin TCK’nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğu kabul edilmelidir.Bu itibarla; Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının kaldırılarak sanık …’ın katılan avukat …’e yönelik sarf ettiği sözlerin görevinden dolayı işlendiği ve sanığın eyleminin TCK’nın 125/1-3/a maddesi kapsamında bulunduğunun kabulüyle, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı kararının onanması istemiyle anılan karara itiraz edilmiştirSonuç Ve İstem: Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya kapsamına göre,1- İtirazımızın KABULÜNE,2- Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 26/12/2017 gün ve 2016/1659 Esas, 2017/15581 Karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,3- Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, 15/05/2014 tarih ve 2013/1080 Esas ve 2014/510 Karar sayılı sanığın mahkumiyetine ilişkin kararının ONANMASINA,4- Itirazımız yerinde görülmediği takdirde dosyanın incelenmek üzere, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi” talep olunmuştur.II- Karar:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,Dairemizce, sanık hakkında hakaret suçundan verilen 26/12/2017 tarih ve 2016/1659 – 2017/15581 E-K sayılı bozma KARARININ KALDIRILMASINA,Ankara 38. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 15/05/2014 tarih ve 2013/1080-2014/510 E-K sayılı mahkumiyet hükmünü içeren dosya yeniden görüşüldü:Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;Sanığa yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı,Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu,Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı,Anlaşıldığından, sanık …’nın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 24/04/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.   

Daha fazla oku

Yargıtay Kararı: İşe iade, hukuki dinlenilme hakkı

7. Hukuk Dairesi
2015/20820 E.  ,  2015/21206 K.

“İçtihat Metni”

Mahkemesi : Zonguldak 3. İş Mahkemesi
Tarihi : 20/03/2015
Numarası : 2014/701-2015/173

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacı, kendisinin vardiya nezaretçisi olduğunu, ekip formeni Erdem kendisini çağırarak işten çıkaracaklarını bu nedenle emrindeki işçilerle işi yavaşlatmasını istediğini, kabul etmediğini, bu olayı hazmedemeyen formenin, vardiyada çalışan M.. A..’a, N.. A..’ün “arabasına hurda attım” diye etrafa yay, onu işten atalım seni de onun yerine nezaretçi yapalım” diye vaatte bulunduğunu, bu vaadi alan M.. A..’ın da hemen tüneller şefi Ersoy “ Ben N.. A..’ün arabasına hurda attım o da aldı götürdü” diyerek tezgah zincirini tamamladığnıı, Tüneller Şefi böyle bir şeyin olmadığını söylese de iş aktine son verildiğini, davalı şirketin “ arabaya hurda malzeme attım” diyen M.. A..’ın da işine son vererek şikayette bulunması üzerine M.. A..’ın, karakolda verdiği ifadede “ Ben N.. A..’e iftirada bulundum. Bu Erdem Üstünsoy tarafından hazırlanan bir senaryo idi. Tamamen kışkırtma ile N.. A..’e iftira attım” diyerek olayın gerçek oluş şeklini anlattığı, soruşturmanın halen devam ettiğini, davalı şirketin hem Erdem Üstünsoy’un hem de M.. A..’ın da iş aktini sonlandırdığını, dolayısıyla yazılı bir fesih bildirimi verilmeksizin geçersiz bir sebeple işten çıkarıldığını belirterek feshin geçersizliğinin tespitine, işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti ve diğer haklara karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davacının çalıştığı Üzülmez tünel şantiyesinde biriken suları çekmesi için Cumartesi günü M.. A..’ın mesaiye bırakıldığını, Pazar günü çalışma olmadığını, Pazartesi günü ise Hacı isimli aynı şantiyede çavuş olarak çalışan kişinin İNVERT iksalarında kullanılan demirlerin Cumartesi bırakılan miktardan oldukça az olduğunu bildirdiği, bunun üzerine şirket yetkilileri ve şantiye şefi Soner aynı şantiyede formen ( ekip başı) olan diğer şüpheli Erdem üstünsoy ile görüşülerek olayın açıklığa kavuşturulması istendiği, aynı gün akşamüzeri Erdem Üstünsoy olayı çözdüğünü, malzemelerin M.. A.. tarafından çalındığını tespit ettiğini bildirdiğini, davacı ise çalınma olayının olduğu şantiyede Tünel Çavuşu olarak çalıştığını, davacının iş aktinin hırsızlık nedeniyle feshedilmediğini, davacının iş aktinin “ işverenin güvenini kötüye kullandığı vs doğruluk ve bağlılığa uymayan sebepler” gerekçesiyle feshedildiğini, davacının hırsızlık olayını bildiği veya kendi sorumluluğunda olan bir yerde bilmesi gerektiği için iş aktinin “ işverenin güvenini kötüye kullandığı vs doğruluk ve bağlılığa uymayan sebepler “ gerekçesi ile İş Kanununun 25/2 maddesi uyarınca sonlandırıldığını, 4857 SK 25/2-ı maddesinde belirtildiği üzere davacının sorumlusu olduğu iş yerinden eşya çalınmasını üstlerine bildirmeyerek veya yeterince özen göstermediği için çalınmış olması dahi başlı başına işveren için haklı neden oluşturduğunu, davacının tünel çavuşu olarak sorumlu olduğu şantiyede hurdalar çalınmış ise bundan öncelikli olarak davacının sorumlu olacağını, işçilerle birinci derecede iletişimde bulunan ve şantiyeden çıkan malzemelerden birinci derecede sorumlu olan davacının işe iade davası açamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davalı işveren tarafından yapılan fesih işleminin geçerli nedene dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Öncelikle mahkeme gerekçesinde yer alan “…SGK evrakları ve iş yeri adresinden tünel inşaatının bulunduğu yer Üzülmezde 2.Makas olarak tanımlanan ve ağırlıklı olarak geçimlerini hurdacılıkla yapan Roman vatandaşlarının oturduğu yerdir…” ibarelerinin değerlendirilmesi gereklidir.
Anayasa’nın başlangıç metninde, her Türk vatandaşının bu Anayasadaki temel hak ve hürriyetlerden eşitlik ve sosyal adalet gereklerince yararlanarak milli kültür, medeniyet ve hukuk düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirmek hak ve yetkisine doğuştan sahip olacağı; 2.maddesinde de cumhuriyetin nitelikleri sıralanırken insan haklarına saygılı ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 10.maddesinde herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce… ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamayacağı gibi devlet organları ve idari makamların da bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uymak zorunda olduğu belirtilmiş ve devam eden diğer maddelerinde de bu hususların ayrıntıları da düzenlenmiştir.
Dolayısıyla devlet denilen mekanizmanın yargı erkini oluşturan mahkemelerinin de gerek kararlarında ve gerekse de işlemlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak ayrımcılık oluşturacak söz ve davranışlardan kaçınmaları temel kuraldır.
Buna rağmen mahkeme gerekçesinde yukarıda belirtilen ibareler ile toplumumuzun ayrılmaz bir parçası olan belli bir kesime yönelik yanlış anlaşılmaya müsait, ayrımcılık olarak değerlendirilebilecek nitelikte amacını aşan kullanımlarda bulunulması hatalıdır.
Dairemizce mahkeme gerekçesi ile ilgili yukarıda yapılan değerlendirmesinde sonra mahkemenin tanık dinlememesi ile ilgili olarak;
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2007 tarih ve 2007/8-161 E., 2007/155 K. sayılı kararı ile de belirtildiği üzere adil yargılanma ve dinlenilme hakkının bir gereği olarak hakim, taraflara duruşmalarda hazır bulunmak, iddia ve savunmalarını bildirmek için imkan vermeli, tarafları usulüne uygun bir biçimde duruşmaya davet etmelidir. Fakat tarafların kendilerine tanınan bu imkana rağmen, duruşmaya gelmek zorunluluğu yoktur. Hukuk davalarında duruşmaya gelmemenin müeyyidesi, dava dosyasının işlemden kaldırılması veya yargılamanın gelmeyen tarafın yokluğunda devam edilmesidir.
Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.
AİHM’ye göre de iç hukuktaki duruşmada hazır bulunma hakkını kullanıp kullanmamaya karar verecek olan davanın bir tarafına, duruşmaya katılma imkanı verecek şekilde duruşmanın bildirilmemesi, silahlarda eşitlik ve çekişmeli yargılama ilkelerini özünden yoksun bırakır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir..
Bu kapsamda hukuki dinlenilme hakkı, bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içerdiği açıktır. Bilgilenme hakkı, yargılamanın içeriğine dair tam bir bilgi sahibi olmanın yanında gerek karşı tarafın gerekse de yargı organlarının dosya içeriğine yapmış oldukları işlemleri öğrenmelerini kapsar. Bilgilenme/ bilgilendirme hakkının etkin biçimde kullanılabilmesi için gönderilecek tebligat ve davetiyelerde kanunda öngörülmüş şekil şartlarına sıkı sıkıya uyulması gerekmektedir. Ayrıca bu hak sadece davanın başındaki iddia ve savunmalar açısından değil yargılamanın her aşamasında dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda devam eden bir yargılamada, tarafların açıklamaları için bilgilendirme yeterli olmayıp yargılamada yer alan diğer kişilerin ( tanık, bilirkişi gibi) açıklamaları açısından da önemlidir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarında öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Böylece davanın her iki tarafına eşit şekilde açıklama yapma hakkı tanınması ile adaletin görünür kılınması sağlanacaktır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, yargılama makamlarının işlemlerinin çelişkili bulunmaması gerekmektedir. Yani mahkemece, adaletin görünür kılınmasını sağlayacak usul ve esaslara uyulurken, taraflarda farklı anlamlandırılabilecek işlemlerden kaçınılması gerekmektedir. Örneğin, taraflara tebliğ edilen davetiyelerde kesin süre verilmesine rağmen kesin süre sona ermeden karar verilmesi gibi…
Somut olayda mahkemece davalı işverene 13.01.2015 tarihli duruşmanın 2 nolu ara kararında kesin süre verilmiş, çıkarılan muhtıra da davalıya 27.01.2015 tarihinde tebliğ edilmiş, 03.03.2015 tarihli duruşmaya davalı vekili katılmış ve “tanıklarımız hazırdır dinlensin. Tanıklık ücretini yatırmadık” dediği zapta geçmiş, davacı vekili ise “ verilen kesin süre içerisinde işlem ifa edilmediğinden ve masrafı yatırılmadığından tanık dinlenmesine muvafakatımız yoktur” demesi üzerine mahkemece “ kesin süre içerisinde ifa edilmediği gibi tanıklık ücretinin de yatırılmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin tanık dinletilmesi talebinin reddine” dair ara kararı verilerek yargılamaya devam edilmiş, duruşma 17 gün sonrasına 20.03.2015 gününe bırakılmış ve o tarihte de davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dolayısıyla mahkemece, aynı duruşmada karar verilmemiş ancak davalının bizzat hazır ettiği tanıkları ise dinlenmemiştir.
Oysa tarafların hazır ettiği tanıklarının dinlenmemiş olması savunma hakkını kısıtlayıcı niteliktedir. Tanığın beyanının hükme esas alınması ile tanığın dinlenmesi aynı sonucu doğurmaz.
Davalının hak arama özgürlüğü kapsamında savunma hakkı ihlal edilerek gösterilen delilleri toplanmamak ve hazır edilen tanıkları dinlenmemek suretiyle hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilmiştir.
Yapılacak iş; davalı tarafın tüm delilleri toplanarak çıkacak sonuca göre bir karar vermektir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması ve usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.


SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 03.11.2015tarihinde oybirliğiyle KESİN olarak karar verildi.

Daha fazla oku